Seçimlerden sonra ortaya çıkan
sonuç aslında bu konuyu makaleme taşımamda ilham kaynağı olmuştur. Bilindiği
üzere AKP % 49,5 oy oranıyla yeniden iktidar olmuş ve halk yeniden “istikrar”
demiştir. Halkın kahir ekseriyeti AKP’nin sandıktan tek başına iktidar
çıkmasını mutluluk kaynağı olarak görmüş hatta bazı İslami cemaatler kazanılan
bu zaferin ve elde edilen bu mutluluğun şükür namazıyla eda edilmesi
gerektiğini söylemişlerdir. Evet, mutluydular ve muzaffer bir ordu edasıyla
sokaklara akın ettiler. Mutluluktan çalınan araç kornaları gecenin sessizliğini
bozmaya yetmişti. Bayram havası hâkimdi adeta Türkiye’nin birçok bölgesinde…
Kısaca mutluydu insanlar… Naçizane seçime giden seçmenin düşüncesini sandığa
zımnen şu şekilde yansıttığını düşünüyorum; “mutluluk ve huzur için istikrar.”
Peki, bir Müslüman için mutluluk
kaynağı nedir? Ekonomik istikrar
mutluluk kaynağı olabilir mi? Daha da ötesi Müslüman ne ile ve nasıl mutlu
olmalıdır?
Saadet, Allah’ın rıdvanını
kazanmaktır, yoksa insanın açlıklarını doyurmak değil. Zira insanın, uzvî ihtiyaç
ve içgüdülerinden olan bütün açlıklarını doyurmak; insanın zatını muhafaza için
elzem bir vesiledir, yoksa bunların varlığı ile saadet elzem (garanti) olmaz.
Bu tariften hareketle Müslümanın nazarındaki saadet anlayışı ile Kapitalist bir
kimsenin saadet anlayışı farklıdır. Çünkü Kapitalistler saadetin maddi haz
olduğuna inanırlar. Hâlbuki İslam’da böyle değildir. Bir Müslüman açısından
saadet anlayışı Allah’ın rızasıdır. Maddi anlamda zararları olsa da Allah
katında kazandıysa onun için sevinç kaynağı olması bakımından yeterlidir. Çünkü
Müslüman mutluluğu sadece Allah’ın rızasında arar. Ne zaman ki bunu
gerçekleştirdi o zaman o kişi saadete ermiştir. Kısacası Müslümanın
mutluluk/saadet anlayışı Allah Azze ve Celle’nin rızasını kazanmış olmaktır.
Eğer Allah’ın rızası kazanılamadıysa Müslüman için üzüntünün kaynağı olması
bakımından yeterlidir. Dünyaları önüne sersen ve desen ki buna mukabil Allah
senden razı değildir, Müslüman odur ki dönüp bakmayacak, uğrunda Allah’ın
rızasını yitirdiği dünyalıklara tenezzül dahi etmeyecektir. Yani bir Müslüman
için saadet Allah’ın rızasındadır. Çok kıymet verdiğim hocamın bir sözü aslında
tüm meramımı anlatır niteliktedir. Şöyle demişti: “Allah’ın rızasından
uzaklaşmaktansa, O’nun razı olmadığı bir yaşam sürmektense felç olmayı tercih
ederim.” Hakikaten ağırlığı olan bir cümle. Söyler misiniz kim ister
felç olmayı? Hangimiz ömrümüzün kalan kısmını yatağa mahkûm bir vaziyette
geçirmek ister? Ama anlatmak istediği gayet açık; benim için felç olmak
Allah’ın rızasından uzaklaşmaktan daha sevimlidir.
Kişinin sahip olduğu mutluluk
anlayışına göre hayatında yapacağı tercihler de değişkenlik arz edecektir.
Saadetin, parada, maddi hazlarda olduğuna inan bir kimse kendisine mutluluk
getireceğine inandığı şeyin ardına düşecek ve o minvalde bir hayat idame
edecektir. Lakin saadetin Allah’ın rızasında olduğuna inanan kimse ise O’nun
rızasını kazanabilmek adına bütün fırsatları kollayacaktır. Dolaysıyla
kişilerin sahip oldukları saadet anlayışına göre de farklı hayat tarzları
çıkacaktır, çıkması kadar da doğal bir şey yoktur.
Müslüman için saadetin Allah’ın
rızasında olduğunu söylemiştik. Eğer kazanımlarımızda Allah’ın rızası yoksa
Müslüman bu kazanıma sevinmemelidir. Menfaatine olsa da eğer ki Allah hoşnut değilse
Müslümana yakışan ondan beri durmaktır. Çünkü Müslüman saadeti maddi menfaatlerde
değil, Allah’ın rızasında aramakla memurdur. Faizle ev satın alıp daha konforlu
ve lüks bir eve sahip olma imkânı olmasına rağmen, haramı tercih etmeyip yıkık,
eski ve kiralık bir evde oturmayı tercih etmesi ve bu tercihinden ötürü
Allah’ın rızasını kazanmış olduğunu bilmesi o kişi için saadetin ta kendisidir.
Müslümanın saadeti Allah’ın
rızasında araması gerektiği gerçeğini Sahabelerden vereceğim birkaç örnekle
daha da pekiştirmek istiyorum. Bakınız Halid bin Velîd için saadet neredeymiş;
Halid bin Velîd RadiyAllahu Anh için, Allah yolunda cihad etmek, Allah Azze
ve Celle’nin dini en üstün olsun diye cihad meydanlarına akın etmek her
şeyden daha sevimliydi.
Kendisi bunu şu cümleleriyle ne
kadar da muhteşem ifade etmiş: “Allah yolunda cihada çıktığım bir gece
benim için bir düğün gecesinden ya da bir oğlan çocukla müjdelenmekten daha
sevimlidir.”
Şimdi sizlere Allah’ın rızasını
sahip olduğu her şeyden daha üstün tutan, Allah’ın rızasıyla sevinen ama
gadabıyla üzülen bir Sahabeden örnek vermek istiyorum.
عَمْرَو بْنَ سَمُرَةَ بْنِ حَبِيبِ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ جَاءَ إِلَى
رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالَ : يَا رَسُولَ
اللَّهِ ، إِنِّي سَرَقْتُ جَمَلًا لِبَنِي فُلَانٍ فَطَهِّرْنِي ،
فَأَرْسَلَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالُوا
: إِنَّا افْتَقَدْنَا جَمَلًا لَنَا ، فَأَمَرَ بِهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُطِعَتْ يَدُهُ . قَالَ ثَعْلَبَةُ : أَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ
حِينَ وَقَعَتْ يَدُهُ وَهُوَ يَقُولُ : الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي طَهَّرَنِي
مِنْكِ ، أَرَدْتِ أَنْ تُدْخِلِي جَسَدِي النَّارَ .
“Amr b. Semure adlı biri Hz.
Peygamber'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, ben falancaların devesini çaldım. Beni
arındır (tahhirni)! dedi. Peygamber deve sahiplerine haber gönderip olayı doğrulattı.
Suçlunun, ısrarlı yalvarışlarla cezalandırılma talebini kabul etti. Olayı
aktaran Sa'lebe diyor ki: Ben onun eli koparıldığında onu izliyordum, o kopan
koluna dönerek şöyle diyordu: Beni senden temizleyen Allah'a hamdolsun. Sen
cesedimi cehennem ateşine sokmak istedin!"[1]
Düşünebiliyor
musunuz kıymetli kardeşlerim, kesilen elinden ötürü hamd ediyor ve mutluluğunu
dile getiriyor. İlginç olanı normalde kolu kesilen adamın saadetli/mutlu olması
beklenemezken Amr bin Semure mutluluğunu Allah’a hamd ederek dile getiriyor
olmasıdır. Peki, nasıl oldu bu? Girizgâhta da ifade ettim; bu tamamen saadeti
nerede aradığınıza bağlıdır. Sahabenin fiziksel kaybına mukabil Allah razıdır ve
bu onun için saadettir. Mutluluğun ta kendisidir. İnanın kardeşlerim o mübarek Sahabe
de kolu kesilince acı hissetmiştir. Lakin bilir ki Allah’ın gadabı onu daha çok
acıtacaktır.
Şimdi sizlere
bir örnek paylaşmak istiyorum. Bu örneğin özellikle farklı saadet anlayışlarını
resmeden nadir örneklerden olduğuna inanıyorum. İslam’dan önce ve İslam’la
müşerref olduktan sonraki hali iki farklı duruş ve hayata bakış açısı olan
Hansa Hatun…
Amr b.
Hâris’in kızı meşhur şair Hansa RadiyAllahu Anha şiirde dev bir kadındı,
İslamiyeti kabul etmeden önce felakete/musibete tahammül edemezdi. Hansa,
kardeşinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle cihanı ağlatmıştı. Hansa’nın
kardeşi Sahr için ne kadar gözyaşı döktüğü malumdur. Günlerce, aylarca kabri
başında yas tutmuştur. Hatta onun üzüntüsü Araplarda, Arap dilinde kendisine
yer bulmuştur. Kişi bir şeye çok üzüldüğü vakit Hansa’nın üzüntüsü örnek olarak
verilir ve اشد حزنا من الخنساء علي صخر “Üzüntüsü
Hansa’nın (kardeşi) Sahr’a olan üzüntüsünü geçti.” Denir. Hansa
kendisine isabet eden bu musibete o kadar gözyaşı dökmüştür, ağlamaklı olmuştur
ki, yüzünde bazı izlerin gözyaşı
dökmekten olduğuna dair tarih kitaplarında kayıtlar vardır.
Hansa Hatun
o gün için henüz cahiliyenin karanlıklarından kurtulamamış, âlemlere rahmet olsun
diye gönderilen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in getirdiği
hidayet rehberiyle müşerref olmamıştı. Yani onun nefes alıp verdiği atmosferin
adı “cahiliye” idi. İslam’la müşerref
olduğunda birdenbire değişti. Çünkü İslam onu baştan inşa etmiş ve ona İslamî
Şahsiyet kazandırmıştı. Artık dünyaya başka pencereden bakıyor ve dolaysıyla
mutluluğu/saadeti Allah’ın rızasında arıyordu. Hem de nasıl değişti! Cahiliyede
iken kardeşine mersiyeler düzen, kardeşinin kabri başında üzüntüsünden harap
olan Hansa Hatun daha sonra Müslüman olduğunda, saadet anlayışı değiştiğinde
daha doğrusu mutluluğu Allah’ın rızasında aramaya başladığında dört oğlunu
birden Kadisiye Muharebesi’ne gönderebiliyor ve bundan da zerre miktarı
pişmanlık ve hüzün duymuyordu. İbn Esîr’in Üsdü’l Gâbe adlı eserinde geçtiği
üzere nakledecek olursak oğullarıyla geçen konuşma şu şekildedir:
“Benim
kahraman evlatlarım! Gireceğiniz savaşta bu asaletinize uygun bir cesaret ve kahramanlık
bekliyorum. Din düşmanlarına ilk hücum eden sizler olmalısınız. Sizlerin arkada
değil, daima en ön safta çarpıştığınızı duymalıyım. Bu sözlerden sonra
çocuklarını ayrı ayrı kucaklayan Hansa Hatun, ilave ederek diyor ki: Ya
İslam’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız yahut da din uğruna
şehit olduğunuzu duyacağım! Nitekim öyle olmuştu. Hasta yatağında yatarken dört
oğlunun şahadet haberi getirilince: Yani ben simdi şehit anası mı oldum? diye
soruyor, evet, dört şehit anası... diyorlardı. Tekrar soruyordu: Zafer
kimlerde? Zafer Müslümanlarda, şimdi Kasidiye’de İslam’ın bayrağı dalgalanıyor.
İslam’ın bir zaferi için dört oğlum feda olsun diyen Hansa Hatun ellerini
açarak şöyle yalvarıyordu: Ya Rabbi! Bana emanet ettiğin dört kahramanı yine
senin dinin uğruna feda etmiş bulunuyorum. Artık beni şehit anaları defterine
kaydet. Benim için şehit anası olmak kâfi ikramdır. Bunu Benden esirgeme!”
Nereden
nereye… Evlatlarını Allah yolunda toprağa vermiş olmasını bir ikram olarak
görüyor.
Görüldüğü
üzere saadet anlayışı hayata bakış açısına göre farklılık arz etmektedir.
Mutluluğu maddi hazlardan ibaret görenler mutluluk verecek olan şeylerin ardına
düşerlerken, saadetin/mutluluğun Allah’ın rızasında olduğuna inananlar ise O’nu
razı etmek adına bütün fedakârlığı yaparlar.
Hal böyleyken -özellikle seçim
sonrası için söylüyorum- maalesef demokrasi kazanımı mutluluk naralarıyla
karşılandı. Düşünebiliyor musunuz mutluluğu Allah’ın rızasında aramakla memur
olan Müslüman Allah’ı hayat sahnesinden kovan Demokrasinin kazanmasına
sevinebiliyor, bundan mutluluk duyabiliyor? Söyler misiniz bu neyle izah
edilebilir? Mademki Müslüman için mutluluk Allah rızası idi, öyleyse nasıl olur
da kâfirlerle her türlü ticari, askeri anlaşmalar yaparak Allah’ın gadabına müstahak
olan bu yöneticilerin iktidar olmasından mutluluk duyulabilir?
Allah’ın rızasının olmadığı
yerlerde saadet aramak arzu edilen değildir. Arzu edilen Allah’ın razı olduğu
yerlerde mutluluğu aramaktır velev ki bu menfaatlerimizle çatışıyor olsa bile.
O zaman siz söyleyin kazanan demokrasi olduğuna göre ne yapmalıyız? Mutlu mu
olmalıyız? Yoksa gadaplanmalı mıyız?


Yorumlar